Renç Koçibey Biyografisi ve Mustafa Gökay’ın anlatımıyla 1992 Paris Dakar Rallisi

Renç Koçibey’ i  Saygıyla Anıyoruz…

Renç Koçibey, Sadi Bey ve eşi Emel Hanım’ın ilk çocukları olarak 1942 yılında dünyaya geldi. Maden mühendisi olan Sadi Bey oğluna “tırnaklarıyla kazıyan, sıkıntılı insan” anlamına gelen Renç adını seçti. Koçibey Ailesi oldukça köklü bir sülaleden geliyordu. Renç Koçibey’in büyük büyük dedesi Göriceli Mustafa Koçibey, Osmanlı İmparatorluğu zamanında sarayda has odada padişah danışmanı olarak çalışmış ve önemli hizmetlerde bulunmuştu. Öyle ki Göriceli Mustafa Koçibey’in IV. Murat ve Sultan İbrahim’e imparatorluğu çöküşten kurtaracak önerilerin bulunduğu kapsamlı risaleler hazırladığı bilinir.

Her şey “Ralli ne demek?” sorusuyla başladı
Bu kökenden gelen asalet, yarıştığı dönemlerde “paşa” olarak çağırılmasına da yol açacaktı. Çocukluk dönemini Fransa’da geçiren Renç Koçibey, lise yıllarında İstanbul’a döndü ve Saint Joseph Lisesi’nden mezun oldu. Renç Koçibey’in babası Sadi Bey, gençliğinden beri motorlara olan tutkusuyla etrafına nam salmıştı. Dönemin basit mekanik yapılarından çok iyi anlayan Sadi Bey, oğlu Renç’in kafasına sonradan bütün yaşamını dolduracak tutkunun alt yapısını kurmuştu.

İçindeki korkusuzca büyüyen tutkusunun ilk tohumları lise yıllarında Topağacı’ nda kullandığı Ducati motoru ile başlar.

İstanbul’ a Medrano Sirki gelmiştir. Motosikleti ile fıçıda dönen sirk çalışanının bacağını kırdığını öğrenen Renç ben yapabilirim diyerek fıçıda motor gösterilerine başlar.15 gün boyunca gösterilerine devam eden Renç’ e İtalyanlardan para yerine verilmiş bir de hatıra kalır: boxer cinsi bir köpek. Bu köpek uzun yıllar Renç Koçibey’ le yaşayacaktır…

Koçibey’in gençlik yıllarında özellikle motosikletle başladığı motorlu sporlar, 60’lı yıllara gelindiğinde otomobil sporlarına dönüştü. Türkiye’de rallinin ne olduğu bilinmezken Koçibey gün be gün bilgisini arttırıyor, adeta oto sanayi sitesinde yaşıyordu. 1975 Türkiye Rallisi Şampiyonu Aytaç Kot’un 1968’de yapılan Türkiye’nin ilk organize rallisi olan Trakya Rallisi öncesi için anlattıkları o dönemi çok iyi tasvir ediyor: “”Ralli ne demek?” dedik. “Hızlı otomobil kullanmak” dediler. “Tamam, biz kullanırız” dedik ve ralli bizler için böyle başladı…”
Koçibey ilk zaferini 1968’de Trakya Rallisi’nde Anadol ile kazandı. Anadol o dönemde yerli olarak Otosan tarafından üretilen mütevazı bir aile otomobiliydi. Ancak mekanik bir deha sayılan Renç Koçibey, yaptığı modifikasyonlarlarla Anadol’u adeta yeniden yaratmıştı. Anadol ile yarışmaya karar verdiğinde Koçibey ağırlığı azaltabilmek için otomobilin gövdesini oluşturan fiberglası ince döktürmüştü. Moturuysa kaputun altından alıp ağırlık dağılımını iyileştirmek için kabin içinde ortaya koydurmuştu. Trakya Rallisi’nde co-pilotu olan Demir Bükey’le birlikte Jaguar gibi dönemin efsanevi markalarını geride bırakan Koçibey, o dönemde Anadol satışlarını da patlatmıştı. 34KA501 plakalı Anadol’u Koçibey’in Jaguar’ıydı…

Eşiyle piknikte tanıştı
Renç Koçibey’in kazandığı başarılarla çevresindeki hayranları çoğalırken genç kızların çabaları onun aklını başından almaya yetmiyordu. Çünkü o 1965’te gönlünü Meryem Hanım’a kaptırmış, adeta ortak bir gelecek için sözleşmişlerdi. Bir röportajında Meryem Koçibey, Renç’le tanışmalarını şöyle anlatıyor: “1965 yaz başında arkadaşlarımla pikniğe gitmiştik. Elimde bir sepet, bir dereden karşıya geçmeye çalışıyordum. Arkamdan bir ses geldi: “Yardımcı olabilir miyim?” Döndüm baktım, hayatım boyunca böyle yeşil gözler görmemiştim. Çok etkilenmiştim. “Piknik dönüşü onunla giderim” diye hayaller kurmuştum kendimce. Baktım motosikletle gelmiş. Hayallerim suya düşmüştü. Ben de arkadaşımın otomobiline bindim çaresiz. Bir anda Renç motosikletiyle yanımıza yanaştı ve bana “camı aç” dedi. Açtım. Bir eli gidonda, bir eli camda el ele Küçükçekmece’den İstanbul’a kadar gittik. Böyle tutkulu başlayan aşkımızın sonunda 1972 yılında da evlendik”… Bu evlilikten iki kızı olan Renç Koçibey, ilk kızına Alanya’da kaza geçirdiği bir etabın adını verdi: Alara… İkinci kızının ismiyse Bolu’da çok severek yarıştığı bir başka etaptan alındı: Seben…

1976’da Günaydın Türkiye Rallisi’ni kazandı
1972 yılında başlayan Uluslararası Günaydın Türkiye Rallisi’nde ilk dört yıl Engin Serozan, Levent Pekün, Faruk Süren ve Aytaç Kot’un Renault 12 TS’yle gelen birincilikleriyle geçtikten sonra Tofaş ilk şampiyonluğunu 1976’da Renç Koçibey’in kullandığı Murat 124’le kazandı. Bu dönemde Murat 131’le bir çok başarı kaşanan Koçibey, 1979 yılında bu kez Ford Escort RS 2000’le Türkiye Rallisi’nde birincilik kupasını havaya kaldırdı. Koçibey özellikle kötü hava koşullarında sergilediği üstün pilotajıyla ün salmıştı. Efendi kişiliğiyle “paşa” diye hitap edilen Renç Koçibey, start verildiğinde adeta bambaşka bir kişiliğe bürünüyordu. Virajlar bir bir geçilirken o gerçekten paşa oluyor, kullandığı otomobilse yönetimindeki ordu oluyordu. Yakın arkadaşları Ersoy Çetin onun için “Bileği çok kuvvetli, ayağı ağırdı, yani çok hızlıydı” derken “İhsan Berkel “Deliydi… ralli pilotlarının deyimiyle erkekti” diyor… Renç Koçibey’in diğer lakaplarıysa Rencio ve şövalyeydi. 1984 yılında Balkan Rallisi’nde gösterdiği olağanüstü performansla birinciliği kazanan Renç Koçibey, 1988’de kullandığı Mitsubishi Starion’la gösterdiği performansla “dünyanın en iyi Mitsubishi pilotu” seçildi. Paris Dakar Rallisi’ne katılan ilk Türk pilot olan Koçibey, ünlü rallide 1992’deki ikinci denemesinde BMC’nin özel olarak geliştirdiği kamyonla etapta kalıp zor günler geçirmişti. Türkiye’nin ilk lisanslı pilotlarından olan Renç Koçibey, İSOK’un (İstanbul Otomobil Sporları Kulübü) sicil kurulu üyeliğini de yürütmüştü.

Son olarak Renault takımı adına yarışan Koçibey, ölümle antrenman yaparken ya da yarışırken değil, yarış direktörü olduğu tırmanma yarışlarında gece gündüz etap dolaşırken trafik içinde karşılaştı. 9 Şubat 1993’te Ali Sipahi Rallisi için yol notu çıkarırken sabaha karşı bir kamyona arkadan çarpan “hızın efendisi” Koçibey, yaşamını kaybetti. Kazanın gece gündüz demeden dolaştığı etaplarda geçirdiği yorucu saatler nedeniyle sabaha karşı uyuyakalması nedeniyle meydana geldiği konuşuldu hep. Zira kimse onun otomobile hakimiyetinden şüphe duyamazdı…

Yarışın diğer tanığı Mustafa Gökay’ dan yarış sürecini dinleyelim ;

 

Renç Koçibey ile tanışmanız ne zamana dayanıyor?

1988’ den beri Renç Koçibey ile birlikte yarışlar için araba toplardık, tanışıklığımız da o döneme dayanıyor. Renç BMC kamyonla Paris Dakar’ a katıldığında mekaniker olarak ben de onunla beraberdim.

Kamyonu yarışa nasıl hazırladınız ?

Renç  BMC ile görüşüp yarış için kamyonu ayarladı. CUMMINS marka motor bu yarış için İngiltere’ de özel olarak hazırlandı ve getirtildi. Kamyonun iç ve dış dizaynının hazırlanması aşamasında bende atlayıp İzmir’ deki fabrikaya gittim. Kamyonumuzun hazırlanma süreci yaklaşık bir ayı buldu. Tabi bazı parçaların yurtdışından gelmesini yetiştiremedik, kamyonla Paris’ e gidip kalan eksikleri de orada tamamladık.

Yarışa kamyonu nasıl götürdünüz?

Kamyonu karadan kendimiz götürdük. Trakya yolu kardan kapanmıştı, kamyonu feribota yükleyip Çeşme’ den Sakız Adasına geçirdik, Sakız Adasından gemiyle Yunanistan  Pire’ye, Pire’ den karadan Patra’ ya, Patra’ dan gemiyle Ancona’ ya geçtik. 2 gece 3 gün sürdü Patra Ancona arası. Ancona’dan da karadan Rouen’ e geçtik.

 

Kamyonun yolda bakımlarını nasıl yaptınız, yanınızda ayrıca bir servis aracınız yok muydu?

Yedek parçalarımız, tamir takım çantamız kamyonun arkasındaydı. Kamyonumuz 14.5 tondu toplamda. 1 ton yakıt depomuz ve 500 Lt su depomuz vardı. Anlayacağınız servis aracımız kamyonun arkasındaydı…

Yarış sürecini anlatır mısınız ?

Rouen’ da eski bir madende start verdiler. Köy yollarından Paris’ e geldik ve Paris’ te 1 gece kaldık. Orada araçlarımız sergilendi bir yandan da. Ertesi  gün köy yollarından Sete limanına indik ve limandan feribotla Libya’ ya geçtik (3 feribot kalktı ). Misratah Limanı’ na vardığımızda gece olmuştu. Limanda ikmal izni verdiler; suyumuzu, yakıtımızı aldık ve bir havaalanının kenarında otopark gibi büyük bir yerde kaldık. Sabah yeniden start verildi: Mistarah-Sirte –Sabha 1150 km . için. Gün doğumunda başladığımız etap sonuna gece yarısı ulaştık. Gece kalacak yer bulmamız gerekiyordu; Libya Sabha’da STFA‘ nın şantiyesi vardı, şans bu ya 40 senedir yağmurun yağmadığı Sabha’ da yağmur yağıyordu! Nizamiye kapısından geçtik-makine parkı gibi bir yer-yatıp uyuyabileceğimiz herhangi bir yer arıyoruz. Ön tarafı beton olan bir bekçi kulübesi bulduk sonunda. Renç’ e dedim ki: ‘’abi ben şu bekçi kulübesindeki adama müslüman -Türk ayağına yanaşayım, bakarsın izin verir de betonda yatarız’’. Adam Türkçe konuştuğumuzu duyunca siz Türk müsünüz diye sordu. Meğer STFA yetkilileri bütün gün bizi beklemişler, bakmışlar ki gelen giden yok bir bekçi bırakmışlar gelirsek haber vermesi için-tabi kamyonların geç geldiğini bilmiyorlar-. Manyetolu telefondan STFA’nın şantiyesini aradı bekçi ve çift kabin Dodge kamyonet geldi, bizi alıp STFA’nın şantiyesine götürdü. Rahat bir gece geçirdik şantiyede. Sabah bizim kamyon bir geldi ki sıcak sularla yıkanmış pırıl pırıl olmuş, mazotu konmuş…

Oradan da  Nijer’ e doğru gitmek üzere yola koyulduk. Libya’dan çıkmadan benzin alırken bir tartışma yaşadık. Libya polisi bizi 6-7 saat tuttu. Aşağı doğru inmemize izin vermediler, geri dönmemiz için zorladılar. Biz de baktık yapabileceğimiz başka bir şey yok kaçtıkJ  Aşağıya kaçak inip Nijer’e devam ettik. Benim pasaportumda Libya çıkış damgası yok, hala saklarım o pasaportu…

 

Çat yolculuğunuzda da şans sizi bırakmamış sanırım:)

Aynen:) Çat’ ta iç savaş çıktı, Nijer’ den Çat’ a geçerken Çat’ ın o bölümünü konvoy halinde geçirdiler.

Peki yarışı neden tamamlayamadınız?

Yedek radyatöre ihtiyacımız vardı, radyatörü gönderdiler fakat çok geç kaldılar. Radyatör gemiyle geçmemiz gereken noktaya yetişemeyince yarış dışı kaldık.

BMC Fabrikasına gitme şansınız oldu mu daha sonra?

2012 de İzmir’ e gitmiştim, bir arkadaş seni bir yere götüreceğim dedi , bir baktım Bmc fabrikası… Çok sıcak karşıladılar. 92 yılında fabrikaya girmiş mühendis çocuğu gördüm, 20 sene geçmiş  emekliliği gelmiş artık:=)

Son olarak şu an ne yapıyorsunuz?

Seyrantepe Sanayi Sitesi’nde Junior Servis adlı garajımızda Ralli Arabaları hazırlayıp,normal araçlara servis ve bakım hizmeti vermekteyiz.

Share on Facebook1Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on LinkedIn0Pin on Pinterest0Email this to someone