İtalya’da bir Türk Tasarımcı Mehmet Taşanyürek

Sizi biraz tanıyabilir miyiz,  Mehmet Taşanyürek kimdir?

1960 İstanbul doğumluyum. Eğitimlerimi Türkiye’de ve İtalya’da gördüm. Evli ve bir çocuk babasıyım ve USA’da yaşıyorum.

Tasarıma olan merakınız nasıl başladı ve gelişti ?

Tasarım merakım kendimi bildim bileli var. Babamda ve amcalarımda olan çizim yeteneğinin bana da geçtiğini düşünüyorum. İlkokul üçüncü sınıfta , İş Bankası’nın düzenlediği yarışmada birinci olan , hayalinizdeki ev konulu bir çalışma ile tasarım merakımın başladığını söyleyebilirim. Bunun yanında otomobillere olan ilgim de rahmetli babamın, bana üç yaşındayken aldığı bir jeeple başladı. Sıraların üzerine çizdiğim ve hatta kazıdığım otomobillerle de kuluçka dönemine girdi. Daha sonraları aramızda bir hayli yaş farkı olan ağabeyimin arkadaş gurubundaki sevgili Haldun Sevel’in çizim tekniklerinden çok etkilendim. Bir ara roman çizmeye kadar ilerledi o konu. On-oniki yaşlarında karakalem otomobil çizimlerim netleşmeye başladı. Gelişim süreci ise o yıllardan beri iç içe bulunduğum araçlar inceleyerek, mekaniklerini kurcalayarak ve hatta bazılarını da bozarak bir nevi kendi kendime öğrendim. O dönemlerde otomobillere aksesuar üreten Kamei, Zender, Abarth , otomobil tasarımları yapan firmalar, kişiler ve genellikle İtalyan tasarım firmaları hep odaklandığım noktalar oldu. Gençlik yıllarımda çevremdeki arkadaşlarımın sahip oldukları özel otomobiller ve iş konumuz ile ilgili olarak bünyemizde olan araçlarla , o zamanlardaki servis veren ustalarla olan diyalog , Kızılltoprak’daki ilk Poliset bu kuluçka sürecinin oluşmasında etkilidir.

    

Farklı alanlarda tasarımlarınız var; otomobil,tekne,moda, vip araç… Farklı ürünlerin tasarım süreçleri arasındaki farklar neler?

Hepsi belli dönemlere serpiştirildi aslında, onu şimdi daha iyi analiz edebiliyorum. Otomobille ilgili tasarımlar, mevcut aracların üzerlerinde gözlemlediğim bir iyileştirme, spoiler, body kitler ile başladı. Genelde otomobil tarihinin tamamını incelememe ve arşivlememe rağmen , her otomobil markasını , değerlerini ve tarihçesinin tamamını hazmedemeyeceğim için kendimi belli bir sınıfa odakladım. Bu da ağırlıklı olarak İtalyan otomobilleri oldu ama gene çoğu markanın tarihini ve geçmişini, marka değerlerini arşivim sayesinde bilirim. Tekneye gelince , çocukluğumun  Salacak’ta geçmesi, Kısmet’in yapılışını meraklı gözlerle incelemem, Kayıkhane, rahmetli babamın kancabaşları , onun yaptığı birkaç küçük tekne ve rivalar tekne tasarımlarımda etkili olmuştur. O konuda da belli sınıf teknelere odaklanmış bulunmaktayım. Zaten tekne tasarımlarımın da baslangıç noktası İtalya’dır. Ordaki firmadan gelen istek üzerine gelişmiştir. Tekstile gelince, o da gene İtalya’dayken yanında kaldığım arkadaşımın bir dostuna beni yönlendirmesi ve onunla tanışmam sayesinde , onun bana verdiği eğitimle başlamış ,okul haricinde kalan boş zamanlarımı değerlendirmek için farkında olmadan içine girdiğim bir sektördür. İlk çalışmalarım gene İtalya’daki küçük firmalarla başlamış sonra Türkiye’ye kadar uzamıştır, ama otomobille ikisi hep bir süreçte ilerlemiş ve gelişmiştir.

4-Otomobil tasarımına başlama süreciniz nasıl gelişti?

Ciddi olarak bu tasarıma başlangıç sürecim, Ferrari’den Angelo Belle’inin beni Maranello’ya davet etmesi ve ordan Pininfarina’ya geçişim ile başlamıştır.

5- Ferrari ve Edonis’in tasarım süreci nasıl gelişti?

Testarossa Cutaway çizimleri ile Ferrari süreci gelişmiştir. Edonis’in Faz II modeli ile olan çalışma süreci henüz bitmiş değil. Beş yıl önce İzmir’de bu süreç başladı, belli aralıklarla devam ediyor. Zaten ilk Edonis’in oluşumunda, 1999 yılı başlarında ben bünyede yoktum.

6- Tasarım çizgileri olarak en beğendiğiniz otomobil hangisi?

Alfa Romeo 33\3, Ferrari 250 GTO, 300 SL en beğendiğim otomobil modellerinin başında gelir….

7- Tasarım konusunda kendini geliştirmek isteyen ve bu alanda kariyer yapmak isteyen arkadaşlar nasıl bir yol çizsinler?

Öncelikle bu yolun, özellikle de ülkemizde çok çok dikenli olduğunu, büyük bir çoğunluğun onları kullanmaya hazır beklediğini unutmamalılar. Ülkemizdeki tasarım kriterlerinin değişmesi yeni kuşakların yavaş yavaş yerine oturması ile mümkün olacak. Şuna inanıyorum ki bizim mozaiğimize sahip başka bir ülke de yok. Bunu algılayıp kendilerini ona göre yetiştirmelerinde , sabırlı olmalarında büyük yarar var. Unutmamalılar ki dünya ellerinin altında. Bundan otuzbeş sene öncesi gibi mektup yollayıp haftalarca postacıyı beklemelerini gerektiren birşey de yok. Bu zincir bir gün kırılacak bir şekilde, ona inanıyorum ve o gün fazla uzak değil. Bu sancılı dönemde umutlarını kırmadan, hedefledikleri yolda devam etsinler. Bir araya gelip fikir jimlastiği yapsınlar, sabırlı ve azimli olsunlar. Bu arada her geçen gün de kendilerini geliştirmeyi kesinlikle atlamasınlar. Onlardan tasarım isteyen firma ya da kişilerle önceden kesinlikle bir sözleşme anlaşma yapıp, sınırlarını çizip, asgari müşterekte kesinlikle buluşsunlar. Bu tabiki iş yapacakları kişi, kişiler ya da firma için de geçerli. İyi vizyonu olan bir firmaya veya kişiye denk gelirler , onlara inanırlar , firma dünyanın yatırımını yapar ama sonra o yapılanlar çöp olur, hiçbir işe yaramaz, bunu da düşünsünler. Başka bir kişi ya da firmaya denk de gelebilirler, genelde olduğu gibi umut tacirliği ile sizi limon gibi sıkarlar , kendilerine göre de iş bittiğinde bir kenara koyarlar. Özetle aktarmak istediğim kendilerini her yönden her zaman geliştirmek zorundalar, kendi kaplarından su sızmayacak şekilde bunu başardıklarında, bir noktaya varmamaları mümkün değil. Tasarımlarının dışı kadar iç omurgasının da hayati önemli oldugunu, bu oluşum sürecinin ekip arkadaşları ile birlikte gelişeceğini unutmasınlar. Tüm fikirlere önerilere açık olup , büyüklerden destek istesinler.  Kendilerine bir hedef belirleyip ona odaklanıp , her yeni günlerinde kendilerine mutlaka birşeyler katsınlar ve öğrenmenin yaşı olmadığını, bilgilerin paylaşıldıkça değerlenip çoğaldığını unutmasınlar.

 

 

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on LinkedIn0Pin on Pinterest0Email this to someone