Amerika’da Bir Türk Mucit Murat Okçuoğlu

Sizi biraz tanıyabilir miyiz, Murat Okçuoğlu kimdir?


1959 Ankara doğumluyum. Ortaöğrenimimi Kadıköy Maarif Koleji’nde sonrasında da Boğaziçi Üniversitesi Makina Mühendisliği bölümünde okudum.

Otomobil merakınız ne zaman başladı ?

Otomobile merakım kendimi bildim bileli tutku derecesinde vardı. İlkokulda araba kullanmaya, daha sonra da söküp takmaya başladım. Otomobil ve teknik konularda elime geçen her şeyi okurdum. Öğrendiklerimi diğer meraklı arkadaşlarımla paylaşır, tartışırdık.

Murat 131

Yarış geçmişinizden biraz bahseder misiniz ?

Ralliye 1977’de başladım, 1989 yılına kadar Türkiye’de yarıştım. O zamanlar herkes her yerde yarışırdı. Tırmanma, pist, otokros, off road, ne varsa yapıyorduk. Arabalar genellikle Anadol, Murat ve Renault’dan ibaretti. İlk rallimi Anadol STC-16 ile Efes Pilsen sponsorluğunda yapmıştım. Teknik kontrolde, lastiklerim kabak diye kabul etmemişlerdi. Attila Merter durumu görünce sağolsun hemen servisine söyledi. Onun lastiklerinden birtakım taktılar ve o şekilde start alabildik. Grup3 birincisi genel klasman 10.su olmuştum. Lisedeydim ve çok sevinmiştim. O zamanlardaki yokluğu ve imkansızlıkları o devirleri yaşamayanlara anlatmak çok zor.Benzin karneyleydi, evlerde bile tupgaz, sana yağı zor bulunan şeylerdi. Yerli otomobilde 6 ayı aşan kuyruklar vardı, yabancı araba zaten yoktu. Akü bulunmazdı, bulunan da hem çok pahalıydı, hem de en çok bir sene dayanırdı. Önce Anadol STC-16 ile, sonra Murat 131 ile yarıştım, en son da Fiat 124 Coupe ile bir ralliye girmiştim. Galiba Mahir 1., Deveci 2., ben de 3. olmuştum. Bu zamanlarla karşılaştırınca dediğim gibi teknik ve malzeme imkanları çok kıstılıydı, yollar ve antreman serbestliği harika idi. İlgi çok yüksekti, cok ugraştık ama çok şey de öğrendim. Otomobil teknolojisine ve araç dinamiğine bir fiil ellerimle çalışarak tamamen hakim hale geldim. Yay, amortisor, her şeyi kendimiz imal etmeye çalışıyorduk. Teknolojinin bütün detaylarına bulaşarak inanilmaz bir tatbiki eğitim yaşamış oldum. Otomobildeki her parçanın öldürene kadar testini yapma imkanım oldu. Amerika’da icadımla ugraşırken ralliye ara vermek zorunda kaldım ama o zamanlarda zamanımı kuzeykutbunda donmuş göllerde ve diğer koşullarda araba test ederek geçiriyordum. Bu şekilde yeteneklerim sağlam kaldı. 2000’lerde California, Nevada ve Arizona’da tekrar ralli yapmaya başladım. Her sene bu şekilde bir iki ralli yapmaya çalışıyorum, şu aralar EVO1 muadili Mitsubishi Eclipse ile yarışıyorum, eskiden de yarıştığım bir Starion’um vardı.

Otomobilleri modifiye etmek nerden aklınıza geldi?

Otomobilleri modifiye etmek hep aklımda olan birşeydi. Hem yarış merakımdan, hem de şahsiyetimden ötürü. Tabii o zamanki otomobillerde çok kötü idi. Her açıdan eksik ve yetersiz kalıyorlardı. Lisede irili ufaklı birşeyler yapmaya başladım. Üniversitede iken bunun dozunu arttırdım fakat o devir ülkede çok kötü zamanlardı. Yokluk çok aşırı idi. İmkanlar inanılmaz kısıtlı idi. Otomobiller dediğim gibi çok kötü tasarlanmıştı. Frenler, süspansiyon, motor her şey zayıf, eksik bazen de yanlış yapılmış oluyordu. Yaptığım tüm modifikasyonlar icat sayılmazdı ama Amerika’da bunların arasından yaptığım diferansiyel kilidi ve kafamda tasarladığım 4×4 sisteminin çok önemli olabileceğini fark ettim. Bir icadın iyi olması yetmez, başarılı olabilmesi için zamanın da doğru olması şarttır. O anda bu icatlar için doğru yer ve zaman olduğunu gördüm ve çalışmalarımı sadece onlar üzerine yoğunlaştırdım. O devirdeki 4×4 sistemleri hem patinajı önlemekte yetersizdi, hem de ön aksa fazla tork verdiğinden aşırı kafadan kaymaya sebep oluyor, güzel drift yapamıyorlardı. Onun dışında o zamanlar lastikler, frenler, handling, ateşleme, karbüratör, sübap mekanizmaları, kasanın torsiyonal esnemesi, hatta farlar bile otomobil tasarımındaki çok önemli boşluklardı. Örneğin; şu son senelere kadar en ufak bir sert fren ve ya direksiyon hareketi, bir otomobilin savrulup hatta devrilmesi için yeterliydi. Halbuki artık modern bir otomobilde, sürücü gerektiğine ne kadar sert fren yaparsa yapsın ne kadar sert direksiyon kırarsa kırsın, arabanın savrulması ve ya devrilmesi söz konusu olmaz, olmamalıdır. Bu bence çok büyük bir ilerleme.

Anadol STC

Biraz da bulduğunuz icatlardan bahsedelim.

Dahili tahrikli hidrolik kilitli diferansiyel. Bu kilidin özelliği diferansiyeli normal koşullarda yüzde 0, gerektiğinde ise yüzde 100 kilitleyebilmesi ve isteğe göre ince ayarlanabilmesi. Bu sistem sayesinde otomobillerin viraj girişinde kafadan kayma isteği ortadan kalkıyor. Aynı zamanda tek tekerlek yerden kesildiğinde de motor gücünü diğer tekere aktarıyor. Bu system Jeep Grand Cherokee Quadra Drive’da ön ve arka diferansiyellerde, Ford Mustang Cobra R ve Dodge Viper SRT/10’da ise arkada kullanılıyor. Diğer bir icadım da diferansiyelli 4×4 sistemi, orta ve arka diferansiyel kullanılmıyor. Arka aktarma organlarında kullanılan iki adet hidrolik kavrama sağ ve sol tekerleklere ayrı ayrı güç iletiyor. Çok hafif ve kompakt bir yapıya sahip olan bu sistem, kuvvetli bir 4×4 çekiş yeteneği sağlıyor. Üstelik aynı zamanda kilitli diferansiyel vazifesi de görerek klasik 4×4 sistemlere göre yüksek çekişgücü oluşturma avantajı gösteriyor. Bu sistem işimdilik Pontiac Aztek, Pontiac Montana, Pontiac Torrent, Buick Rendezvous, Buick Terraza, Oldsmobile Silhouette, Chevrolet Venture, ve Chevrolet Uplander kullanıyor.

Hangi araçlar üzerinde ne gibi icatlarınız var?

• 1999 Jeep Grand Cherokee dört teker çekiş (AWD) sistemi

• 1999 Jeep Grand Cherokee ara şanzıman kavrama sistemi

• 1999 Jeep Grand Cherokee kilitli ön difransiyel

• 1999 Jeep Grand Cherokee kilitli arka difransiyel

• 2000 Ford Mustang Cobra R kilitli arka difransiyel

• 2001 Pontiac Aztek dört teker çekiş (AWD) sistemi

• 2001 Pontiac Aztek arka difransiyel mekanizması

• 2002 Buick Rendezvous dört teker çekiş (AWD) sistemi

• 2002 Buick Rendezvous arka difransiyel mekanizması

• 2002 Chevrolet Venture dört teker çekiş (AWD) sistemi

• 2002 Chevrolet Venture arka difransiyel mekanizması

• 2002 Pontiac Montana dört teker çekiş (AWD) sistemi

• 2002 Pontiac Montana arka difransiyel mekanizması

• 2002 Oldsmobile Silhouette dört teker çekiş (AWD) sistemi

• 2002 Oldsmobile Silhouette arka difransiyel mekanizması

• 2003 Saturn Vue dört teker çekiş (AWD) sistemi

• 2003 Dodge Viper SRT-10 kilitli arka difransiyel

• 2005 Chevrolet Equinox, kendinden tahrikli dört teker çekiş (AWD) sistemi

• 2005 Buick Terraza dört teker çekiş (AWD) sistemi

• 2006 Chevrolet Uplander dört teker çekiş (AWD) sistemi

• 2006 Pontiac Torrent dört teker çekiş (AWD) sistemi

• 2014 Mercedes CLA 4matic dört teker çekiş (AWD) sistemi

• Quadra Drive sistemi

• Quadratrac II sistemi

• HydraLok sistemi

• VariLok difransiyelleri

• Gerodisc difransiyelleri

• TwinDisc sistemi

• GeroMatic sistemi

• VersaTrak sistemi

Bildiklerim bunlar.

Peki bu icatların geliştirme süreci nasıl gelişti ?

Türkiye ve Amerika olarak iki farklı süreçte gelişti.Türkiye’de Otomotiv sektöründe tanıdığım tüm arkadaşlarım bilgilerini paylaştı, olanaklar sağlandı.Bütün çalışmalarımı ilk Fiat 131 üzerinde denedim. Sonrasında Amerika’da Mitsubishi ile çalışmaya başladım. Mitsubishi’nin prototiplerime olan ilgisi beni cesaretlendirdi. Ben de prototipleri diğer otomobil üreticilerine gösterdim. Kendi atölyemde yaptığım prototipler fabrikaların test araçları üzerinde hem buz göllerinde hem de Kaliforniya çöllerinde test ediliyordu.

Sonrasında başarımı duyan yarış takımları ile 7 yıl tatil yapmadan gece gündüz çalıştım.

Peki Neden Amerika?

İlk sebep Amerika’daki 4×4 ve kilitli difrensiyel kullanılan araç sayısı Avrupa’dan çok daha fazla.

Diğer bir sebep de Amerika’da insanların patent hakları çok ciddi korunuyor. Diğer ülkelerde fikirlerin çalınması çok kolay.

Türkiye’ye dönmeyi düşünüyor musunuz ?

Tabii… Türkiye benim vatanım. Bir gün dönmek sürekli aklımda olan bir konu. Umarım kısa zamanda yurda dönüp Türkiye’de de otomotive katkıda bulunmak bana nasip olur.

 


Share on Facebook1Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on LinkedIn0Pin on Pinterest0Email this to someone