EGE’de Bir İnci ”CUNDA ADASI”

Her haftasonu motor gezimde olduğu gibi bu geziye de çıkmadan önce Cuma akşamı motorumu yıkatıp garaja çektim.Cumartesi sabah 8:00 de Ataşehir’deki garajdan motoru alıp köşedeki Shell benzincisinde depomu fulledikten sonra yola hazırdım. Motorun yönünü TEM otoyoluna çeviridm.Saatin erken olması sebebiyle otoban çok sakindi.

Saat 09:10’da Eskihisar iskelesine geldim.Hava tam yol yapmalık ve Eskihisiar Feribot İskelesi mis gibi deniz kokuyor.E malum evden kahvaltı etmeden çıktığım için karnım da zil çalıyor.Domatesli kaşarlı güzel bir tost yiyip yanında da demli bir çay içtikten sonra feribot kuyruğunun en önünde yerimi alıyorum .Bu sırada 16 Plakalı 2 tane BMW R 1200 GS kullanan arkadaş (çantalarındaki logolarından anladığım kadarı ile Bursa Enduro Grubu’nun üyesi )hemen yanıma yanaşıyorlar.Feribotumuz geliyor ve en önde yerimizi alıyoruz.Deniz mis, hava mis… Kaskımı ve montumu motorumun üzerine koyup gidiyorum üst kata, feribotun demli çayını içmeye.Çay da demli mi demli, tam benlik.Çayımı mis gibi deniz manzarasına karşı içtikten sonra feribot yavaş yavaş topçular iskelesine yanaşıyor.Kaskımı montumu giyip marşıma basıyorum. Yanımdaki GS’ci arkadaşlara kafamla selam verip iskeleden çıkıyorum.Onlar Karamürsel sapağından dönüyor bense Yalova istikametine devam.Yol beklediğimden çok daha sakin .Herzaman Yalova ışıklarda 8-10 sıra kamyon araba olurken bu sefer 2 sıra kamyon var.Yalovayı geçtikten sonra Orhangazi ‘ye doğru sürüyorum. Bu aradaki yolu çok seviyorum, virajlar inanılmaz keyifli.Yalova,Orhangazi, Gemlik derken Saat 11:00 gibi Bursa otobanına giriyorum. Havanın sıcaklığı burada kendini gösteriyor.Motorun termometresi 26 derece diyor ama pantolonun altından bacaklarımın yandığını hissediyorum.Motorun ön camını biraz yukarı kaldırıp kaskın vizörünü açıp yola devam, Susurluk’a kadar durmak yok.Susurluk Köfteci Yusuf’ta duracağım ama saat daha 12 civarı ve sıcaktan olsa gerek canım yemek yemek istemiyor yoksa normalde ben bu yolu her yapışımda giderken de dönerken de Köfteci Yusuf’a mutlaka uğrarım.Bu yol üzerinde 3-4 tane şubesi var.Köfteci Yusuf’a giderseniz de pirzola, kaymaklı ekmek kadayıfı ve de şıra’yı tavsiye ederim.Bence yemezseniz çok şey kaybedersiniz.:).Ben acıkmadığım için Susurluk outlet Starbucks’a devam ediyorum.Susurluk outlet Starbucks’ın otoparkı tam motorlar için .Çünkü araba otoparkı ile motorların ki dubalar ile ayrılmış ve de Starbucks’ta kahvenizi yudumlarken motorunuz gözünüz önünde duruyor. Susurluk Outlette filtre kahve keyif ve lavabo ihtiyacımızı giderdikten sonra havanında 30 derece olması sebebiyle çok zaman kaybetmeyip Cunda’ya doğru devam ediyorum.Saat 14:30 gibi annemle babamın neredeyse yaz kış yaşadığı iskele mahallesinden geçiyorum.Cunda’ya 50 km filan kaldı.İskele Mahallesini geçtikten 15 km sonra Gömeç’e geliyorsunuz .Burada ana yolun kenarında Atatürk Kayaları İzleme Noktası var.Burda durup dağdaki Atatürk’ün silüetine bakın.Gömeçi geçip Ayvalık’a doğru sürüyorum. Kozak sapağını geçtikten 3 km sonra solda OPET Benzin İstasyonu’nun bitişiğinde Ekbir Tesis’leri var .Büyük bir bahçesi olan çokgüzel bir restaurant .Buranın serpme köy kahvaltısı benim vazgeçilmezim,zeytin reçelini de mutlaka deneyin derim.Ayrıca ekbir tesisileri İDO bilet satış ofisi ,buradan dönüş için biletinizi de alabilirsiniz.Ekbir Tesisilerini geçtikten sonra sağda Ayvalık okunu göreceksiniz .Bu Ayvalık’ın kuzey girişi.Ben bu yoldan keyif almadığım için güney girişinden giriyorum .Anayoldan BP Benzin İstasyonu’nun olduğu sapaktan değil bir sonraki Güney sapağından Ayvalık yönüne dönüyorum.Rampanın bitiminde yol ikiye ayrılıyor ,sağdan çıkıp Cennet tepesine gidiyorum. Ayvalık ve Cunda’yı Cennet Tepesi’nden izledikten sonra tekrar geldiğim sapaktan sağa dönüp sol tarafıma ağaçları sağ tarafıma da muhteşem Ayvalık Cunda manzarasını alıp yola devam ediyorum.Yolun sonunda ışıklar var.Işıklarda durduğumda karşımda Ayvalık Mavi Bayraklı Limanı yanında OPET Benzin İstasyonu var.E istanbul’dan beri benzin almadık Ayvalık Limanının girişindeki OPET’ten depoyu doldurup ,annemle babamı arıyorum ,geldiğimi haber veriyorum ki Cunda’da buluşalım.Ben Ayvalık’ın içinden geçip Cunda’ya doğru devam ediyorum.Yol ilerde ikiye ayrılıyor düz giderseniz tekrar Ayvalık Kuzey çıkışına gidersiniz. Ben soldan Cunda’ya doğru devam ediyorum, ilerde beni Türkiye’nin ilk boğaz köprüsü karşılıyor, onun üstünde geçip devam ediyorum.Cunda sapağına geldiğinizde düz devam ederseniz Ada camping ve Patriça koyuna gidersizin. Benim zamanım kısıtlı olduğu için bu sefer uğramıyorum ama mutlaka uğrayın çok güzel yerler.Ben soldan devam edip Cunda sahile geliyorum. Saat 15:30, hava çok sıcak, motoru bu güneşte bırakmak olmaz. Bay Nihat’ın önündeki ağacın altına motoru çekiyorum.

Annemle babamı bekliyorum, onlarda 15 dakikaya geliyorlar. Kaskı ve montu arabanın bagajına koyup Taş Kahve’de yorgunluk kahvesi içmeye gidiyoruz.Anne ve babayla muhabbet ve Taş kahve’nin kahvesi bütün yorgunluğumu alıyor.

Cunda’da bence mutlaka uğramanız gereken yerlerden biri de yel değirmenleri.Çoğu bakımsız fakat Cunda çarşı içinden yukarı doğru yürüyüp, eski rum evlerinin arasından geçip tepeye tırmandığınızda Rahmi Koç tarafından restore ettirilmiş bir yel değirmeni göreceksiniz ,buraya mutlaka çıkın derim.Havadan sudan, işten güçten, ordan burdan konuşurken saat 17:00 oluyor. Onlar akşam yemeği için alışverişe gidiyor bende atladığım gibi motora doğru yazlığa.

Motoru evin önüne çekip güzel bir duş almaya gidiyorum.Ee biz yıkandık motoru öyle bırakmak olmaz baba oğul motoru ve de arabayı yıkıyoruz.Arkasından akşam yemeğini yiyip muhabbetimizi edip yataklarımıza geçiyoruz.Pazar sabahı saat 9:30 gibi mutfaktan gelen mis gibi kokularla kalkıyorum.Valide yine döktürmüş,sofrada bir kuş sütü eksik.Uzun kahvaltı muhabbetinden sonra motoru yüklüyorum. Hesabıma göre saat 10:30 gibi çıkıp Trilye’ye doğru yol alacaktım.Hava kararmadan da İstanbul’a girecektim ama nerdeee… Kahvaltıdan sonra sitedeki komşular ve çocukluk arkadaşlarım ile birlikte mis gibi kahve eşliğinde, havadan sudan, motordan çok keyifli bir sohbetin sonunda ancak 12:30 civarı yazlığın önünden marşa basabiliyorum. Saat 13:40 gibi Balıkesir, ordan Susurluk derken sağ tarafımda Uluabat gölü beliriyor. İlerde de Mudanya Trilye yol ayrımı.Buradan sağa köy yoluna sapıyorum. İlk levhada 30 km Trilye, 40 km Mudanya yazıyor. Bu yolu hiç sapmadan devam ediyorum. Yolun sağlı sollu iki yanında köy evleri, tarlalar, ağaçlar… Çok keyifli bir yol, asfaltın kalitesi iyi, virajlar keyifli ama yol biraz dar.Yolun kenarındaki manzara değişiyor, sağlı sollu zeytin ağaçları başlıyor. Bir 10 km bu ağaçların arasında gittiğimizde Trilye’ye Hoşgeldiniz tabelası. Dümdüz devam ediyorum, ilerde beni mis gibi kaynak suyunun aktığı bir çeşme karşılıyor. Bu çeşmenin suyundan içmeden yanından geçmek olmaz.

Çeşmeden sonra 100-150 metre aşağıda Trilye sahile gidiyorum.Motorumu limandaki lokantaların önüne bırakıp, fotoğraf makinamı alıyorum ve keşif gezisine çıkıyorum. Daha önce de buraya bir kere gelmiştim, çok güzel bir belde. Trilye geçen geldiğime göre inanılmaz kalabalık, her tarafta profosyonel fotoğraf çeken insanlar var. Keşif gezimi yapıp fotoğraflarımı çektikten sonra aç karnımı doyurmak için önüne motoru çektiğim restauranta gidiyorum. Benim motor, kendine BMW’lerden arkadaş edinmiş. Geldiğimde bir motordum olmuşuz beş motor. Balık ve salatamı yiyip dönüş yoluna koyuluyorum.

Dönüşte limandan ana yola doğru çıktığımda çeşmeye gelmeden solda Mudanya yazıyor. Bu yolu 15 gün önce Supereva’lar ile geldiğimde kullanmıştık. Sahilden Kurşunlu’ya kadar gidebilirsiniz. Sol tarafınız deniz, sağ tarafınız ağaçlıklı güzel virajlı bir yol. Bu yolu takip edip Mudanya’ya kadar geliyorum. Burdan Kurşunlu’ya ordan da Bursa-Yalova çevre yoluna çıkıcaktım ama benzin göstergesi bana Mudanya’dan benzin almam gerektiğini hatırlattı. Malum böyle güzel bir gezide benzinsiz kalıp cefa çekmek istemem. Mudanya’dan Bursa –Yalova çevreyoluna bağlanıp Gemlik Orhangazi Yalova takip edip Topçular ferbot iskelesine varıyorum. İskele herzaman olduğu gibi yol ayrımına kadar dopdolu. Allahtan araba ile değilim de bu kalabalığı beklemeden aralardan geçip en önde yerimi alıyorum. Feribotlar yeni çıkmış limandan, gelen de yok.E ee ben de bu durumda güneşin batışına karşı güzel bir çay içerek bu zamanı değerlendirdim. Feribot bu kadar dakik olur, çayımı bitirmemle feribotun limana yanaşması bir oluyor.

Feribotun en önünde yerimi alıyorum. Benden başka motor yok.Üst kata çıkıp oturuyorum. Her gezi dönüşünde Topçular-Eskihisar feribotunda içimde hep bir burukluk olur, ayaklarım İstanbul’a gitmek istemez. Ben bu düşünceler içindeyken Eskihisar görünmeye başlıyor, motorun yanına inip kaskımı montumu giyip,feribotun kapaklarının açılmasını beklliyorum. Feribot kapaklarını açıyor ve ben o kargaşa ve kalabalıktan biran önce kurtulmak için gazımı açıp limandan Topçular’a gitmek için sıra bekleyen araçların önünden çıkıp rampaya sarıyorum. Ordan E5’e ordan da TEM’e bağlanıp İstanbul Çamlıca gişelerine doğru sürüyorum.TEM yine her pazar olduğu gibi çok kalabalık. Gişeleri geçip Ataşehir sapağından çıkıp, motoru şirketin garajına çekiyorum.Oradan da arabaya atlayıp eve.

Başka bir gezide görüşmek üzere

Share on Facebook2Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on LinkedIn0Pin on Pinterest0Email this to someone